Cümleleri alip savurmak, kendim icin yaptigim en iyi sey belki de… kendimi tedavi etme yöntemim bu. Bitis cizgisidir kelimeler. Ilhamim; yaralarimdir. Ne tuz basarim ne de kül… beklerim kabuk tutmasini…Yasar, alman gerekeni alir, cekmen gerekeni ceker, cetelesini tutar, savurursun… bu nedenle önce kaniksamam gerek. Olayin disina cikabilmem, anlayabilmem, durulmam… yazdiysam, iyilesmisimdir.
Iste bu nedenle, ancak, takilip kalirsam bir yerlerde, yani demem o ki iyilestirmezse zaman; (zaman dedigin de kardesim; benim yüregime sigar. Seninkine sigdigi gibi… eni yok, capi yok, yüzölcümü yok, tanimi yok…) ancak o zaman tükenir kelimelerim…
Yaziyorum ve cogaltiyorum kelimelerimi. Benden cikip gittigini ve birilerinin bir uzvuna carptigini bilmek (yada düsünmek en azindan) güclü kiliyor beni. Herkesin edindigi bir silah vardir. Benim ki de cümleler (ne ironi ama!!!)… cümleleri savurur dönüp arkama bakmam bile… bir yerlerden ses gelmesini beklemek yorar yalnizca…
‘Dil kalptekine delildir’ derler… Cümlelere taptim, cümle kurmayi ögrendigimden beri… amma ve lakin en güzel cümleleri kuranlar, canimi en cok yakanlar oldu istisnasiz… Cümlelere tapmaktan vazgecmesem de, korkuyorum güzel cümle kuranlardan…
Elbette korkularin üzerine gitmek ve kanser hücresi gibi cogaltmak icinde ve gözlerini kapamamak benim de söylemlerim arasindadir. Ama düsünüyorum, dikkate aldigim insanlara benim hakkimda istediklerini düsünme özgürlügü vermek, onlari yaniltma riskini tasiyor. Tipki onlarin beni yanilttigi gibi… Ben arinin bali yapip, bunu izah etmesi gerektigini düsünenlerdenim ama öyle icsellestirmeli ki bunu, siritmamali ve egreti durmamali…
Iste bu nedenle ‘korku’yu asmak icin (ki gerekiyorsa sayet) yeterli nedenim yok. Mesela ‘biz’ olmak kimsenin umurunda degil artik hatta umurunda olmamasi daha makbul cünkü bir sürü ‘ben’ olamamis, ‘ben’ olmanin ayriminda ve farkinda olmayan bu insan kirliligi icinde ‘biz ‘olmaya calismak ceketin dügmesini ters ilmige gecirmekten farksiz. Tek bir yanlis, tüm ilmiklere bulasir sonunda…
Ay tozu mitime cok siki bagliyim iste bu yüzden. Hepimiz öyle, aslinda. Sistemin her türlü kanalla empoze ettigi ve sadece adini degistirdigi bu mit, ne yazik ki benim icime de islemis durumda… bu yüzden de, maskelerim de var, yanilgi, zaaf ve basitliklerim de…
Dürüst degilim ben… en cok kendime yalan söyledim. Simdi susturdum icimdeki seslerin cogunu, sadece yasiyorum. Evet, yüregimi araladigim (ki aralamaksa bu…) dogru (ki neye göre, kime göre???) ama ne bir volkan var icimde ne bir giz. Ne bir ayrintim var gizli sakli da, ne de girintim cikintim. Duvar gibiyim dümdüz ve sessiz. Her sey asikar…bosluga diktim gözlerimi. Ki bunlar dönüp dururken zihnimin icinde, aglayamiyorum bile. Yoo, hayat mükemmel falan da degil üstelik… Gücsüzlük de demem bunun adina (ki aksine, bagira bagira, hakkini vere vere aglayabilmeyi güc bilirim ben) ama aglatmiyor hicbir sey. Melankoli degil üstelik bu, hatta aci bile degil… belki delilik (ucundan, kiyisindan)…
Halbuki, deli bile degilim ben (ne yazik ki), günlük hayatin sikiciligindan kurtulmak icin deli gibi davrananlardanim eni sonu. Ama ömrüm boyunca en cok onlara özendim. Cünkü artik, her anlam, anlamsizliga variyor… Komünist, sosyalist, devrimci, anarsist, solcu, turanci vs vs…hepsinden siyrilmayi, hicbir sey (ama her sey –deli-) olmayi sectim.
Delilik, özgürlük en cok… ve elbet intihari da ekleyebiliriz deliligin yanina, cünkü dogru ellerde intihar bir manifestodur. Görüp katlandiklarina ‘yeter ulan’ diyebilme gücüdür… hos, biz akilli ve yasama tutkun insanlar olarak kücümseriz bu aykiri grubu. Kiskancliktan ama… cünkü delirmek isteyince deliremiyor, ölmek isteyince de ölemiyoruz. Hatta aci bile cekemiyoruz….
Bundan seneler önce bir haber cikmisti gazetelerde. Hafizam beni yaniltmiyorsa, bahsi gecen cocuk fiziksel aciyi hissetmiyordu. Okuyunca, zihnimde yankilanan ilk cümle ‘ne güzel! hayat böyle cok kolay olmali…’ olmustu… sonra düsününce acinin gerekliligini (ki bize yogurdu üfleyerek yedirtendir o…), cözdüm icimde aci dügümünü. Iste bu nedenle acidan uzak durmaya cabalamak, zihni ve yüregi karantinaya almak (korumak adina) cözüm degil... Acinin gerekli oldugunu düsünürüm cogu zaman. Bir bos vermislik degil bu anlattiklarim üstelik… Insanlara ragmen, insanlara, kizgin, kirgin degilim…
Izliyorum renkli siluetleri… seviyorum tüm renklerini insanligin, yanlislardan ve sanalliktan ibaret olsalar da… Sanal deyince aklimiza sadece internet geliyor degil mi? Yok öyle bir sey… artik elini koydugun her yürek mekanik… bir yere sigdirmaya calismak sanali, sadece icimizi ferahlatiyor hepsi bu. Artik tenini, terini katacak salt kandan ibaret bir insanoglu yok. Herkesin bir taraflarinda sikisip kalan bir vida yada chip görebilirsin.
Mesela vur demi dostluga… ki nitekim cokca da söyledim. 20 senelik dostlugumu tüketmis bir insan olarak rahatca söylüyorum ki, bir yerlerde bir dost yok. Aramak ve beklemek, umut etmek yani, kendini kandirmaktan öte degil. Digerlerinin umut ettigi ve inandigi seyler benim icin ütopya artik. Umutlarin yittigi yer iki metre toprak altidir sözünü reddediyorum bu nedenle.
Iste bundandir, uzun zaman oldu kimseye, ‘hos geldin gülüm ömrüme, sensiz gecen bosa gecmis’ diyemedim… actim kapilarimi , gelip gidenler var, hep de oldu. izole etmedim onlardan hicbir zaman kendimi elbet, fakat kimse kök salamiyor bende. Belki de ben izin vermiyorum kim bilir… Kimseye yol göstermek, kimsenin yitigini bulmak istemiyorum. Bu ülke ve halk icinse, artik cümle bile kurmuyorum. Onlari anlamaktan degil ama, onlara anlatmaktan vazgectim.
Peki edilgenlik mi bu? Sanmiyorum…Edilgenlik gibi görünse ve de edilgen olmak sürekli asagilanip, yerle bir edilse de ancak dervisane bir yürek basarabilir bunu. Dünya yikilirken tepemize, kacmak ‘etkin’liginin aksine seyretmek ‘edilgenligi’ daha büyük cesaret ister…
Siz etkin olmaya devam edin. Ben sadece, oturup izlemek istiyorum tüm edilgenligimle….
Iste bu nedenle; sacmaliyorum! Itirazi olan var mi?
Sanmiyorum… Pek cok sey elimizden kayip giderken, tükenmenin esigine gelmisken itiraz etmeyen sizler mi itiraz edeceksiniz? Yok, daha neler….